Bir Karışık Düzen…

Ne olduğunu pek bilmiyoruz. Uzun süredir bu düzenin içinde olduğumuzdan olsa gerek çok taktığımız söylenemez durumumuzu. Şöyle geriye baktığımızda sekiz sene ilköğretim, dört sene ortaöğretim ve iki sene iki ay da yükseköğretim kurumlarında hiç de memnun olmadığımızı görsek bile pek bir yorum yapmak aklımıza gelmiyor. Televizyon programları arasında dakikalarca süren reklamları nasıl göz ardı ediyorsak bu geçen seneleri de öyle göz ardı ediyoruz sanki. Yıllar geçiyor, biz değişmiyoruz, bedenlerimiz değişse de kendimizi geliştiremiyoruz.

Konudan konuya atladığımı söyleyeceksiniz belki ama haberimiz olsun Duke Ellington’un caz orkestrası İstanbul’a geliyormuş. Gidip dinlenilesi aslında 18 ve 19 Kasım’da buradaymışlar. Gidebilecek durumda değilim büyük ihtimal malum vizeler girecek araya. Bir daha gelirlerse, gitmek isterim. Ne kadar kötü değil mi? Otursak, dinlesek… Vizeler daha önemli sanırım. Aferin bize.

Kerem Görsev diye bir cazcımız var, Grammy ödüllerinde son 64 adaydan birisi olmuş. Helal olsun dedim. Sordular, “Grammy’i kazansam gitmezdim törene, önemli değil benim için.” Dedi. Bizi destekleyen olmazmış, lobiler falan varmış işin içinde. Neyse çok da önemli değil, altyazı olarak çok ünlü bir sanatçımız genç bir futbolcuyla yakalamışlar, en önemlisi bu.

Bizim eğitimden anladığımız, yıllar önce İngilizce, Almanca, Fransızca, İspanyolca, Rusça, Arapça kaynakları çevirip öğrencilerin ezberlemelerini istemek değil zaten. Bizler hepsinden öte bir bakış açısına sahip akademisyenler yetiştiren bir sistemin, geleceğe güvenle bakan vatandaşlarıyız. Herşey çok güzel olacak. Memleket gerçekten iyiye gidiyor. Kömürler gelir yakında kapımıza, suya gerek yok çamaşır makinemiz varken.

Caz akorları karışıktır biraz, üzerinde gezindikleri ritimler çoğu zaman aksaktır. Çok bir alakası yok konumuzla. Asıl meseleye dönersek, sağlık bütçemizde en çok gereksiz harcamanın yapıldığı şey sevk işleriymiş. Sağlık Bakanlığından yetkili ağabeylerimiz, ablalarımız oturmuşlar, hesaplamışlar sağolsunlar. Artık hastaneden randevu almadan önce aile hekimimize gideceğiz. Sonra o bize gideceğimiz bölümü söyleyecek. Sonra biz elimizdeki o sevk kağıdıyla hastaneye gideceğiz, sonra sıraya geçeceğiz, acelemiz yok. Her şey sırayla.

Dedik sizlere, eğitim bizim işimiz, eğitimde bir numara biziz. Burada sıkıcı yazılardan daha sıkıcı yazılar var, sıkıldığımız konuların sıkıcılıkların ötesinde konuları işlemeye çalışıyoruz. Çok da sevimli değiliz, çok da zeki değiliz. İnsanları seviyoruz, dürüstüz, her şeyin ötesinde bu.

Görüşmek üzere efendim, sevgilerimizle, saygılarımızla…

Recep Efe Çoban

Bir tatlı huzur almaya geldik…

“Günler ne çabuk geçiyor. Yaşlı gözlerim eskisi gibi değil artık. Şu satırları karalamak bile zor geliyor bana. Şöyle arkama dönüp baktığımda yaşadıklarımı düşünüyorum bazen, bütün savaşlarımı, yolculuklarımı… Ne kadar da şanslıymışım o zamanlar, ne kadar güzel yaşamışım şu kısa ömrümü. Sanırım şimdi bütün bu güzelliklerin cefasını çekiyorum.

           

            Bu kadar dert yanma yeterli sanırım. Arada içimdekileri kâğıda dökmekte benim tek lüksüm şu berbat hayatımda. Kılıç tutmaktan nasır tutmuş parmaklarım şimdi küçük kız çocukları gibi çürümeye yüz tutmuş bir tüy ile şu eski parşömene çoğu kişi için saçma gelecek şeyler karalıyor. Güzel Bârin, her şey senden ibaret. Kötülükte senden gelir, iyilikte…”

 

                                                                                                          G. Wealsie Begain

Eskilerden birkaç lakırdı. Güzel mi değil mi diye düşünmeden işe başlayalım dedik. Başlamak bitirmenin yarısıdır diye söyledikleri çoktur. Ama biz işini yarım bırakanlardanız. Siz de bizim gibiyseniz, hoşgeldiniz, sefalar getirdiniz…

Recep Efe Çoban